15 49.0138 8.38624 arrow 0 none 0 4000 0 horizontal http://koraysaridogan.com 300 0 1
theme-sticky-logo-alt
365 Okunma

Posa

Sonsuza dek kaybolamayacağımı, mesajı doğru alanlar için bunun imkânsızlığını anladığımda; bir daha kaybolamayacak olmaktan korktuğumu fark ettim. İnsan büsbütün ışıktan yahut karanlıktan değil, ikisinden mürekkep bir yaratıktı. Ben de içimdeki karanlığı, bazı geceler veya sabahlar bir yerlerde kaybolarak, zamanın çatlaklarından ve başkalarının, olduğumu sandıkları kişinin defolarından sızarak beslemem gerektiğini fark ettim. Böylece karanlıkta, yaradılışımın acziyetine dair tüm hazları köküne kadar hissediyor, üstelik aydınlığımı da muhafaza ediyordum. -Sonraları, doğrudan kendi içimde de kaybolmayı ve bundan daha muazzam bir haz olmadığını öğrenecektim.

Ben dipsiz ama sığ melankolinin getirdiği bitmez bir kayboluş içinde değildim; bazen bir şeyleri, bazen birilerini, ama en çok da kendimi bulup bulup kaybediyordum yeniden. Sonra yeniden… Yeniden… Her buluşumda yeni bir biçim alıyordum üstelik ve bu yeni biçimi de denenmemiş yöntemlerle tekrar kaybediyordum. 

Elimde, posasından sıyrılan rafine bir madde gibi biçimi ve lezzeti değişen, dolayısıyla bana yeni yeni anlamlar getiren bir yoklukla yaşıyorum belli ki. “Bütün bunlar ne için?” sorusu yerine “Sen ne içinsin?” sorusunu sorduran bu yokluğu seviyorum.

Karanlığını beslemezsen, önce ışığını yer.

*



Görsel: Dan Burgess

Bunu başkalarıyla paylaş:
0 Yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: